

DARENDE VE DARENDELİLERLE İLGİLİ LİNKLER
http://www.darende.linkleri.com/
http://www.kemalozkan.com/main.html
http://musatektas.spaces.live.com/PersonalSpace.aspx?owner=1
http://www.darendelininsesi.com/anasayfa.asp
http://www.tecde.net/sectigimiz_linkler.htm
http://www.darendemuftulugu.gov.tr/
http://www.osmanli.org.tr/yazi.php?bolum=4&id=280
http://zaviyeli46.spaces.live.com/
http://www.hulusiefendivakfi.org.tr/
http://www.wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=10294
http://www.darendelisesi.k12.tr/
http://www.ilginfm.com/linkler.php?kat=15&kat_ad=DARENDE
http://tr.wikipedia.org/wiki/Darende,_Malatya
http://www.darende.hikayesi.com/
http://www.turkudostlari.net/search.asp?b=10133&x=2
http://www.oteltiryandafil.com/
http://www.sanalsektor.com/firma.asp?id=6292
http://www.kemalozkan.com/darende.html
http://anadolu.byegm.gov.tr/2006/eylul2006/as8.htm
http://www.sitemedya.com/xdarendehaber.asp
http://www.e-resimler.com/?islem=resimgoster&resim=9500
http://www.setirek.com/Forum.asp?forum=gir&forumid=17&yanilik=
http://www.yemekicmek.com/tarif.php?KategoriID=0&ID=543
http://www.maliye.gov.tr/defterdarliklar/malatya/darende.htm
http://www.diyanet.gov.tr/DIYANET/2003cocuk/ocak/y18.html
http://www.ahmetdemir.org.tr.tc/
http://www.turkuler.net/nota/yore.asp?yoresi=Malatya
http://www.hulusiefendivakfi.org.tr/icerik/hizmetlerimiz/restorasyon/r004.html
http://vaar.sitemynet.com/gunpinar/
http://vaar.sitemynet.com/gunpinar/id1.htm
http://www.dahadaal.com/darende/musteri_hizmetleri.asp
http://www.planetware.com/malatya/darende-tr-ml-mld.htm
http://www.gulum.net/biyografi/bolumler.php?op=goster&id=1723
http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF0D262A49C727F232247B04A9484416A1
http://www.guclubilgisayar.net/
http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=994&belge=55
http://fikirplatformu.net/?page=usage&PHPSESSID=b2f6dc2172bb75af85e8d267d02dd427 Dr.S.
http://www.arastirma-yalova.gov.tr/bahce/bd34/makale6.htm
http://vaar.sitemynet.com/gunpinar/
http://www.diyanet.gov.tr/DIYANET/2003cocuk/ocak/y18.html
http://www.yerelnet.org.tr/iller/koy.php?koyid=253607
http://www.hububatci.com/malatyadan.php
http://memo44bjk.spaces.live.com/
http://dj-feryth.spaces.live.com/photos/
http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID=65
http://www.aysonkarabag.com/zdefter/qjGuest.asp?setNum=1&curPage=5
http://www.balabani.com/Player.asp
http://bala2.sitemynet.com/balabani/id3.htm
http://www.asagiulupinar.k12.tr/forum/viewtopic.php?t=16&sid=70868aeedc542615b6f4982e78ba847d
http://www.mezgidigin.com/Player.asp
http://kemalcelebi.sitemynet.com/candost/id5.htm
http://www.wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=10294
http://mitglied.lycos.de/ruediger_benninghaus/geheimsprache.htm Almanca
http://www.diyanet.gov.tr/DIYANET/2003cocuk/ocak/y18.html
http://www.forumex.net/archive/index.php/t-35970.html
http://www.gaziantep.net/detay.php?id=1532
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=3248
http://www.nabkal.de/namazrech.html
http://www.celiknet.com/Ansiklopedi/BilgiAra.asp?bilgi=Darende,%20Malatya
http://www.dek.gen.tr/somuncu/v2/index.php?option=com_content&task=section&id=6&Itemid=36
http://arifocakci.sitemynet.com/
http://www.canim.net/biyografi/b//fethullah_musul%C3%AE/1717.html
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/sureliyayinoku.asp?sayfa=11&sayi=146
http://fikirplatformu.net/?page=main&PHPSESSID=60ef79857aa475809eb0d50df6acb7c5
http://kamyon.politics.ankara.edu.tr/klasik/belgeler/01.pdf
http://www.gulum.net/biyografi/bolumler.php?op=goster&id=1725
http://www.osmanli.org.tr/yazi.php?bolum=4&id=280
http://www.ucergida.com/html/firma.html
http://www.fenokulu.net/mustafanec.htm
http://www.hazeyin44.azbuz.com/index.jsp
http://www.bizim-mig.com.tr/arsiv/15/15-16.asp
http://www.ismailhakkidogrudarende.com/index.html
1.
Gelenek ve görenekler, toplum halinde yaşayan insanları kaynaştıran, geçmişle günümüz arasında bağ kuran unsurlardır.
Ne yazık ki, basın – yayın, televizyon gibi etkenler nedeni ile gelenek, görenekler kaybolmak üzeredir. Dışarıdan gelen ve Darende’yi tanımak isteyen bir kişinin yararlanacağı çok az eser bulunmaktadır. Günümüzde Darende hakkında birkaç araştırma yapılmıştır, ama bunlar yetersizdir.
Biz milli kültürümüzün yok olmaması için Darende’nin örf, adet, gelenek ve görenekleri hakkında bir araştırma yapma gereği duyduk.
Bu araştırmayı alırken Darende'nin tanımına az da olsa katkıda bulunmak isterdim. Darende folklorunün yok olmamasını ve böyle çalışmaların devamını dilerim.
Darende, 5000 yılık bir tarihe sahiptir. Çekoslovak Bilgin Hrozney ve Prof. Tahsin Özgüç’ün yaptıkları çalışmalar, bu soncu doğrulamıştır. Yeniköy’ün “ Dum Dum “ denilen yerdeki mağara ve bu mağaralardaki resim ve figürler ile altındaki Aslan Taşlar, tarihinin ne kadar eskilere uzandığını göstermektedir. Ayrıca Yenice kasabasındaki yığma tepeler, Balabanda bulunan Hitit Tanrısı olarak bilinen heykel, tarihimizin elde bulunan canlı kanıtıdır.
Darende, Doğu Anadolu’nun batısında, Yukarı Fırat Havasının bir parçasını oluşturan Tohma Havası içerisindedir. Tohma suyu, Gürün’de Gök pınar Gölü ve Hezanlı Dağının eteklerinden çıkarak Darende'nin içerisinden geçer. Kuluncak’ın Sofular Köyü Şuğulundan doğan Balıklı Çay ile Darende'nin
Darende'nin kuzeyinde Kuluncak,s Kuzey batısında Gürün, Batısında Elbistan, Güneyinde Akçadağ ve Doğusunda Hekimhan ilçeleri vardır. Bu ilçelere her mevsim gidip gelmek mümkündür.
Darende’de karasal iklim hüküm sürmektedir. Kışlar sert, soğuk ve uzun, yazlar ise serindir.
Darende'nin merkez ilçe nüfusu 1990 sayımına göre 11546 dır. Kasaba ve söyler dahil toplam nüfusu 48635’tir. Türkiye’deki Darendelilerin toplam nüfusu 500,000’in üzerindedir.
Darende merkezinden başka Ayvalı, Yenice, Balaban, Aşağı Ulu pınar ve Ağıl başı kasabalarında belediye teşkilatı vardır. Henüz ayrılmamış olan Kuluncak bölgesi ile 67 köy, 43 mera ve 16 mahalleden oluşmaktadır.(Kuluncak İlçe olmuştur.)
Darende merkezine Ayvalı 30, Yenice 12, Balaban 17, Aşağı Ulupınar 20, Ağıl başı ise
Son yıllarda Darende ekonomisinde önemli bir yeri olan kayısı iç ve dış satımlarda ön sırayı almıştır. Yapılan laboratuar ölçümlerinde Darende’de yetişen kayısının şeker oranının daha yüksek olduğu bilimsel olarak da ortaya çıkmıştır. 1990 yılında Malatya Kayısı Festivalinde de Darende kayısı bahçesi birincilik ödüllerini alarak bunu bir kez daha kanıtlamıştır. Daha önce inciri ile ün yapan Darende, meyvecilik yönünden yine ön sıraya geçmiştir. İlçe sınırları içerisinde
1991 yılında yapımına geçilmesi planlamaya alınan Gürpınar Hidroelektrik ve sulama çalışmaları devreye girdiğinde kayısının yanında öteki kültür bitkilerinin de geniş bir yer kaplayacağı, bunlarında endüstri ve sanayide büyük atılım yapacağı hesaplanmaktadır.
Darende, Kapodokya ve Nemrut arasında kalan, tarihi ve doğa güzelliği bakımından ilgi çeken şirin bir beldedir. Doğunun ve güney doğunun en büyük kara yolu buradan geçer.
Taşıtlar Tohmanın kıvrımları ve yeşillikleri arasında yol alır. Gürün – Darende arasında kalan Tohma’nın gözü alabalıkları ve su zevkini yaşatır. Buraya Gürün’den girilir.
Orta Anadolu’dan Doğuya geçen yerli ve yabancı turist grupları için Darende yol üzerindeki eşsiz bir mola yeridir.
5000 yıllık bir tarihe ve kültüre sahip olan Darende, o dönemlerden kalan pek çok eserleri ile eskiden olduğu gibi zamanımızda da dikkatleri üzerine çekmektedir.
Sengbar Kalesinin altında yer alır. Camisi yıkılmıştır. Halen duran minaresi, taştan, çok köşeli olarak Dulkadiroğulları tarafından yapılmıştır.
Sengbar Kalesinin batısına düşer. Gövde geçişinde görülen itinalı geometrik şekillerle dikkat çeker. Silindirik gövde, sivri ve taş külahla son bulur. Camisi yıkılmıştır. Dana Bey tarafından yapıldığı söylenir.
İlçe merkezinde İbrahim Paşa mahallesindedir. Camii 15 x
Taceddin, Darende’de yetişmiş büyük velilerdendir. Zaviye mahallesine büyük bir mescit yaptırmıştır. Pek çok eseri vardır. H.730 tarihli bir vakıfnamesi vardır. Diyarbakır kadılığında bulunmuş ve Diyarbakır’a bir cami ile bir de kütüphane yaptırmıştır.
Taceddin-i Veli’nin soyu çok eskidir. Babası Mehmet Bahaddin-i Erzincani, Şeyh Yahya-i Şirvanidir. Soyundan 300 ulema yetişmiştir. Darende ve Ayvalı’da onun soyu olan Ciğeroğulları sürmektedir. Torunu Ama Halil Efendi, Sivas’ta Gök Medresede 40 yıl ders okutmuştur. Diğer bir torunu Şeyh Cibo, H.970 de Darende de vefat etmiş ve Gökyar Mahallesinde Abidin paşa bahçesine gömülmüştür. H. 650 tarihinde vefat eden Taceddin-i Veli’nin kabri Zaviye Mahallesinde H.Osman-ı Hulusi Ateş’in bahçesindedir.
Tohma’nın Sengbar Kalesinin yüksek kayalarla çevrili bölümünün bitim yerindedir. Darendeli hüseyin Paşa’nın kardeşi Hasan Ağa, buraya H.1248 yılında bir köprü yaptırmıştır. Daha sonraları aslen Darende’nin Mezgidan (Irmaklı) köyünden Hasan Hafız Mezgidani, kayaları oyarak Taş Hamamdan buraya sıcak su getirmiş vev H.1253 yılında bir gusulhane yaptırmıştır. Kitabesi mevcuttur. Görülmeye değer bir yerdir.
Caminin yerleşimi kare ve tek kubbelidir. Kubbe içten troplar, dıştan altıgen kasnak üzerine oturur. Tohma’nın kıyısında yüksek kayaların dibindedir. Önünde balıklı kuyular ve havuz vardır. Çevre, enfes bir tabiat güzelliğine sahiptir.
Kubbenin altında Somuncu Baba Şeyh Hamidettin-i Veli oğlu Halil Tayyibi’nin sandukaları bulunmaktadır. Ön kısmında ise Hazretin soyundan gelenlerin mezarları vardır. Son olarak da yine ahvaddan Şeyh Osman-ı Hulusi Ateş buraya gömülmüştür. Caminin doğu ucunda 16 köşeli bir taş minare vardır. 1685’de yapılan minarenin ön tarafına Somuncu Baba kitaplığı yapılmıştır.
Darende merkezinin
Darende’ye
Kitabesi yoktur. Türbede yatan zatın tabiinden olduğu ve mücahit olarak geldiği ve burada kaldığı söylenir. H.700 yılında gelmiştir. Medine’den geldiği için Medi Şeyh olarak söylenmiştir. Bulunduğu köyün adı da Medişeyh (Karşıya) dır.
Darende’de doğmuş ve 14 yy sonlarında yaşamıştır. Şairdir ve pek çok eseri vardır. Halen elde el yazması bir Battalname ile Kerbela Destanı bulunmaktadır. Battalname kitabı Somuncu Baba, Kerbela Destanı da H.Hulusi Ateş’in özel kitaplığındadır.
500 sayfa olan Battalname, ipek kağıda yazılmıştır. Yazı tekniği ve ifade biçimi 14.yy karekterini yansıtmaktadır. Bakai Türk Edebiyat tarihinde yerini alan bir fikir adamıdır.
Şeyh Salih Efendi, Somuncu Baba soyundandır. Balık kuyularının doğusunda, Tohma’nın daralıp yüksek kayalar arasından geçtiği yerde bir çile hane yaptırmıştır. Zaman zaman buraya çekilir, ilim ve ibadetle meşgul olurmuş. Kendi yazması bir mevlit kitabı vardır. Darende’de uzun seneler bu mevlit okunmuştur.
Sakalı Şerif-i, Darende'nin yetiştirdiği 37 paşadan biri olan Darendeli Topal İzzet Paşa vakfetmiştir. İzzet Paşa Varna Savaşı sırasında asker bozulunca karşı çıkmış, atından atlayarak topun birisini düşmandan tarafa çevirerek ateşlemiş ve düşmana korku salarak ordunun tekrar toparlanmasını başarmıştır. Bu sırada bacağı topun altında kaldığı için topal kalmıştır.
İkinci Mahmut zamanında Sadrazam olan İzzet Paşa, Yeniçeri ocağını kaldırmış, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşayı yenmiştir. Savaş dönüşünde ordusunu Darende'nin Uluveren ve Ayvalı’da kışlatmıştır. Ankara Valisi iken 1854’te ölmüş, İstanbul’da Eyüp Sultan’ın doğusundaki mezarlığa defnedilmiştir.
Ozan Köyü, Tohma’nın Karakaya Baraj Gölüne kavuşacağı ve Tohma Havzasının bittiği yerdedir. Yolu Balaban’dan ayrılır ve asfalttır. Balaban’a 45 Km’dir. Köyde 8.yy dan kalma bir yapı vardır. Gösterişli ve ustalıkla yapılan bu muazzam taş binaya, yöre halkı hem kilise, hem de mescit demektedir. Binanın Battal Gazi tarafından mescide çevrildiği sanılmaktadır. Anadolu’nun ilk mescitlerinden biridir.
Boğaz ve kale, Darende'nin
Ülkemizin birkaç şelalesinden birisi, merkeze bağlı Günpınar köyündedir. Darende’den Kayseri istikametine doğru
Piknik yapabileceğiniz, kamp kurabileceğiniz, fotoğraf çekip dinlenerek, kaynak sularından kana kana içebileceğiniz bu cennet köşede, yemek, çay ve meşrubat vs. ile size hizmet veren bir lokanta da mevcuttur. Özellikle grup ve hafta sonu ziyaretleri için çok uygundur. Darende’den sadece
Hititler döneminin canlı şahitleri olan Aslantaşlar, Başdirek – Yeniköy arasındadır. Burası Darende'nin batısında ve
Yavuz zamanında vezirlik ve sadrazamlık yapan Darendeli Mehmet Paşa Halep ve Şam’ın kütüphanelerini ganimet olarak Darende’ye göndermiştir. Eskişehir yerinin hemen güneyine bir medrese, camii ve bir de kitaplık yaptıran Mehmet Paşa’nın şimdi burada türbesi ve bir de çok değerli ve renkli taşlardan süslerle işlenen minaresi durmaktadır. Yeni kütüphane de buraya yapılmıştır.
Bir benzeri daha olmayan Abdurrahman-ı Erzincani camii ve minaresi Balaban Kasabasındadır. Camisi Türk – İslam yapı sanatını birleştiren bir örnektir. Minaresi de füze şeklinde olup, yapıldığı zamanı sembolize etmektedir. Türbenin üzerinde kesme taştan pramid şeklinde yapılmıştır.
Türbede yatan, camiye adını Abdurrahman-ı Erzincani İran’dan gelmiş, Timur zamanında Erzincan’da iken Yıldırım tarafına geçmiştir. Daha sonra Yıldırım’ın oğlu Musa Çelebi’ye akraba olmuş, Musa Çelebi mücadeleyi kaybedince gelerek Balaban’a yerleşmiştir.
Özellikle yaz aylarında çokça ziyaretçisi olan şifalı sulu içmece, Balaban kasabasındadır. İçmece kasabının
Sağlık Bakanlığı ve Hıfzısıhha Enstitüsünce incelenen içmenin suyunun başta cilt ve böbrek hastaları olmak üzere, astım, barsak tembelliği ve barsak kurtlarının dökülmesi hususlarında çok yararlı olduğu saptanmıştır. Gidiş ve dönüş zorluğu olmayan içmecede belediyeye ait pansiyon da vardır.
Darende’de, Kaldırım, Sayfiye Beybağı, Mehmet Paşa gibi mahalleleri, karşıya İbrahim Paşa tarafına bağlamak için ilim adamlarından Hafız Hasan Hilmi Efendi tarafından yaptırılmıştır. Seçme ve kesme taşlardan yapılan bu köprünün H.1240 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Çünkü zat, Köprü gözündeki Gusül haneyi de yapan kişidir. H.1253 yılında vefat etmiştir. Köprü Darende merkezde ve Tohma üzerindedir.
Darende'nin Hacılar Mahallesinde, Tohma üzerindedir. H. 1170 yılında, aslı Hacılar Mahallesinde olan Abidin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hayır yapmayı çok seven Abidin Paşa, Sengbar Kalesinin hemen dimindeki Hacı Müşrif Camii ve Minaresini Somunca Baba Camiindeki minareyi, bedestene bir ayakkabıcılar bölümü ve kendi adına da bir mescit yaptırmıştır.
Darende'nin içerisinde, Günpınar deresinin Tohma’ya kavuştuğu yerdedir. 1690 tarihinde Darendeli Beşir Mehmet Paşa ve kardeşi Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi yoktur. Kaynaklar, iki kardeş paşanın yıllar sonra burada bulunduklarını ve hatıra içinde bu köprüyü yaptırdıklarını anlatmaktadır.
İlçemiz Darende, tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi oluşundan dolayı, dışarıdan gelen tüccarları ağırlama, onlara gereken ikramlarda bulunma hususunda gereken özeni göstermesiyle ünlüdür.
Eskiden tek ulaşım vasıtası olan binek hayvanlarıyla, köylerden gelenlerin işlerini bitirip hemen dönmesi söz konusu olmadığından bu kişiler Darendeliler tarafından misafir edilirlerdi.
Hele 1960’lı yıllarda yapılan Devlet Karayolunun ilçenin içinden geçmesi, bu yolun zaman zaman kardan kapanmasından dolayı yolda mahsus kalan yolcuları evlere davet ederek misafir etmeleri taktire şayandır.
Darendeli bugün bile yaptırdığı evine büyükçü bir misafir odası döşemeden edemez.
Her yörenin kendisine has bir yemeği vardır. Belki bazı yörelerde aynı yemeğe ayrı isimler verilir, yapılış tarzları başkadır. Yani mutlaka bir değişik karakter gösterir. İlçede yapılan Darende’ye has yemekler;
Dövme ile tavuk etinden yapılır. Dövmenin tavuk eti ile tahta kaşık vasıtasıyla iyice karıştırılması sonucu macun şeklini alması yemeğin iyice olduğunu gösterir. Tepsinin ortasına konulan büyükçe bir tabak içerisindeki Hersenin üzerine kızgın tereyağı dökülür. Darende’deki yemekler arasında önemli yer tutar.
Bulgurun bir derece daha incesi olan köftelikten ve buna ilave olarak etin karıştırılmasıyla yoğrulan hamur hazırlanır. Daha sonra köftenin içinin hazırlanmasına geçilir. Köftenin içine et, ceviz, soğan, tereyağı vs. dan pişirilerek hazırlanmış iç konularak yarım daire şeklinde siniye dizilen köfteleri daha sonra suda haşlanır ve yakılmış tereyağı ile yağlanarak servis yapılır.
İlçemizin geleneksel yemeklerinden olup, genellikle düğünlerde pişirilir. Etin kuşbaşı olarak doğranması ve içerisine bazı katkı maddelerinin konulmasıyla yapılan bu yemek çeşidi, Darende dışındaki hemşehrilerimizin bir araya geldiklerinde sözü edilen yemeğimizdir. Bu yüzden dışarıdaki hemşehrilerimizin her yıl hazırladığı dernek toplantılarında Darende kebabı yapılmaktadır.
Son yıllarda makarnanın çıkmasıyla önemini yitiren erişte [1] bugün bazı evlerde kesilmektedir. Çayın olmadığı yıllarda sabah kahvaltısının vazgeçilmez çorbalarından olan erişte çorbası 2 çeşit pişirilir.
a) Yoğun (kalın) erişte çorbası; eriştesi kesilince biraz kalın kesilen bu erişte çorbasına salça konulmaz.
b) İnce erişte çorbası; ince olarak kesilen erişteden yapılır. İçerisine kemikli kavurma konulur.
Hamur işi çorbalardan birisi de dutmaç [2]çorbasıdır. Yoğurda karıştırılarak yapılır.
Dövmenin pişirilip yoğurda katılmasıyla yapılan bir yaz çorbasıdır. İçerisine nohut da katılır.
İlçede halen pişirilmekte olan bazı ekmek çeşitleri vardır. Bunlar; tandır ekmeği, yufka ekmeği, ekşili ekmek, sobaların fırınında yapılan kömbe[3], gilik[4], ıspanaklı ekmek, hıtap [5] ve patatesli ekmek başlıcaları dır.
Atalarımızın söylemiş olduğu, “ komşu komşunun külüne muhtaçtır “ sözünü en iyi uygulayan Darendeli kadınlar, ekmek pişirme günlerinde birbirine yardım etmek suretiyle dayanışma geleneğini sürdürmektedir.
Kız olsun, erkek olsun, çocuklarının evlenmeleri çileleri için önem taşır. Evlenmeleri gecikenler için, bahtı açılsın diye Cuma günleri camiden çıkanlara kilitlenmiş kapı açtırılır.
Evlenme yaşına gelmiş kız ya da oğlan evladı için, birçok deyimler, şaka ve fıkralar anlatılır. Kız ya da oğlanın gönlünden evlenme geçiyorsa bunu bazı davranışlarıyla açıklar. Mesela; delikanlı evlenmeyi aklına koymuşsa, sık sık “ ben Adana’ya gideceğim “ gibi sözler söyler. Eline bel [6] alıp, evin damını beller, evin kapısına ayakkabısını mıhlar. Kız evladı ise “ Allah bu evden canımı alsa da kurtulsam “ der.
Ailesi kız için yaşının küçük olmasını şöyle ifade eder. “ Anam yaşı ne başı ne? Ne acelesi var” der. Kızın yaşı geçiyorsa “ şu zaman oldu bir it kuyruğunu sallamadı, kız yükü tuz yükü” gibi ifadelerle üzüntü dile getirilir.
Evlenme yaşına gelmiş gençlerin anaları, düğünlerde, bayramlarda gözlerine kestirdikleri kızları belirlerler. Dünürcü gidilir. Eğer kız başkasının tavsiyesiyle belirleniyorsa, istemeden önce görücüye gidilir. Bu iş apansız olur. Çünkü kızın tertip ve düzeni, evi temiz tutması gibi hadiseler bu yolla izlenir. Kızın el becerisi ise, görücüye gelenlerden birinin “ Kızım bir ayran özele de getir “ demesi üzerine kızın mutfakta yaptığı ayranda yoğurt topağı var ise kızın beceriksiz olduğu, eğer durum aksine ise becerikli olduğu bilinir.
Kızın durumu görücüler tarafından beğenilirse bilahare dünürcü gidilir.
İstemeye, kaynana olacak kadın ile yanına aldığı 2 yaşlı kadınla gidilir. Kaynana olacak kadın, hemen söze girer ve “ Allah’ın emri, Peygamberin Kavli ile oğlumuza kızınızı istiyoruz “ der. Kız tarafı bu konuda isteksizliğini şöyle dile getirir: “ Kız için geldiyseniz boşuna zahmet etmişsiniz. Ama misafir olarak geldiyseniz başımız üstünde yeriniz var “ denir. Kız tarafının gönlü var ise “ kısmetse olur, hele bir düşünelim” der. Bu arada oğlan evine tatlı şeyler ikram edilir. Oğlan evi ise aldığı bu mesajla biraz daha oturduktan sonra kalkar. Kız evi tarafından soruşturma süreci başlar, oğlanın mesleği, sülalesinin soyu sopuna kadar her şeyi araştırılır. Soruşturma neticesi olumsuz çıkarsa ikinci istemede teklif ret olunur. Uygun bulunursa kıza sorulur. Kızın gönlü var ise “ beni nereye keserseniz kanım oraya akar “ der. Kızın gönlü yok ise durumu annesi ya da ablasına söyler ve kız verilmez.
İki taraf arasında belirlenen bir günde tatlı yenir. Buna ilçemizde “ şirinlik” denir, kız evinde yapılır. Her iki tarafında akrabaları çağrılır. Oğlan tarafından getirilen baklava, pasta ve lokum gibi şeyler misafirlere ikram edilir.
Kızın bugün için giymesi gereken elbise, oğlan tarafından getirilir. Bunlar; 1 çift terlik, bir kat elbisedir. Bu arada söz yüzüğü takılır. Ayrıca oğlan evinin durumuna göre bilezik gibi takılar da takılır.
Nişan ve kına çoğu zaman aynı gün yapılır. Düğün gününden bir önceki gündür. Nişan günü oğlan tarafı toplanarak kız evine gider. Yanlarında nişan bavulu denilen içi dolu bir bavulu da beraberlerinde getirir. İçerisinde 4-5 kat elbise, ayakkabı ve iç çamaşırı da bulunur. Aynı şekilde bir de bu bavuldan kız tarafı oğlan için hazırlar. Bunun içinde ise; bir takım elbise, ayakkabı, tıraş takımı, pijama gibi eşyalar bulunur.
Oğlan evi tarafından takılacak takılar bugün takılır. Oğlan evinden işgüzar bir kadın kimin ne taktığını bağırarak söyler. Kına hazırlanır. Üzerine mum yakılır. Kız ortaya oturtulur. Bu arada, gelen misafirler “ kına parası” denilen paralarını ortaya konulan tepsiye atarlar. Yaşlıca bir kadın başlar gelin övmeye:
Geline gerek bir ana
Ağlarım yana yana
İşte goyup gediyorum
Sılayı terk ediyorum
Geline gerek bir baba
Ağlarım oba oba
İki gözüm canım baba
İşte goyup gediyorum
Sılayı terk ediyorum
Gınacılar geldi kaşa düzüldü
Galaylı gazandan gınan ezildi
Senin yazın gurbet ele yazıldı
Gız anam ağlama eller beyle olur
Başa sokulacak güller belli olur
Gız ananı öksüz koydun
Ak helkeyi susuz koydun
Bu obayı ıssız koydun
Gız anam gınan gutlu olsun
Söyle de dillerin datlı olsun
Kız evi düğünden15 gün önce tüm çeyizleri hazırlar ve bir odaya sererler. Çeyize bakmaya gelen komşu ve akrabalar hem çeyize bakarlar ve hem de eksikleri tespit ederek verecekleri hediyeleri buna göre ayarlarlar. Komşu ve akrabalar tarafından gelen hediyelere “ halaat “ denir.
Bir inanışa göre, kızın çeyizine süpürge konulmaz. Sebebi ise gitti yerin iyiliğini istememek, hepsinin ölümünü istemek olarak değerlendirilir.
Düğün öncesi oğlan evi de bazı hazırlıklar görür, evin mobilyası hazırlanır. Bu konuda ilginç bir öyküyü de anlatmadan geçemeyeceğim; İlçemizde mahallenin birinde evlenecek gencin mobilyaları çarşıdan eve gelmekteymiş. Eşyalar indirildikten sonra sıra elbise dolabına yani gardrobına gelmiş. Bu arada evin yaşlı dedesi halk arasında gardolabı dendiğinden “ hani bunun fişi nasıl kar yapacak “ demiş.
Nişan töreninden bir gün sonra gelinin oğlan evine götürme merasimidir. Herkesin katılımını sağlamak maksadı ile tatil olan Pazar günü yapılır. Bazen Perşembe günleri de yapılmaktadır.
Düğün sabahı oğlan evi tarafından davetlilere yemek verilir. Yemek de; Darende kebabı, pirinç pilavı, mevsimine göre üzüm ve karpuz verilir. Yoğurtlu çorba yemeklerin demirbaşı gibidir.
Yemek yenildikten sonra, arabalarla konvoy halinde kız evine doğru yola çıkılır. Bu arada düğün yemeğinden kız evine de pay götürülür. Gelin, anası evinden çıkmadan önce, varsa, kardeşleri tarafından “ kardaş kuşağı” bağlanır. Yollarda düğün konvoyunun önünü merdiven ya da sarıkla kesmek ve para almak gelenektir. Gelin getirilen konvoyda bulunan kamyondaki gençler, damat lehine tezahürat yaparlar. Mesala;
Atalım atalım,
Kimi
......’i (damadın adı neyse o isimle)
Nereye
Sevdiğinin kucağına
Allah heeeeeeeey !...
Gelin alayını büyük bir heyecanla bekleyen oğlan anası, onları cümle kapısında karşılar. Önce Kur’an-ı Kerim’in altından geçirir. Gelinin eline verdiği kesme şeker dolu bezi, kapının eşiğine vurmasını söyler. Eğer şeker un ufak olmuşsa gelin kuvvetlidir. Bu arada gelin ve damadın üzerine buğday ve bozuk para saçılır.
Düğün akşamına kadar damat sadıçına teslimdir. Damadın her şeyi ondan sorulur. Sadıçtan bazı bilgiler alır. Yatsı namazı kılınır. Damat içeri gider.
İlçemizde her yerde olduğu gibi çocuğun büyük bir önemi vardır. Hele oğlan çocuğunun olması babası için bir gurur kaynağıdır. Çünkü ailenin soyunun oğlan çocuğu sürdürür.
Evlenmesinin hemen akabinde gelinin çocuk doğurması, gelinin kaynanası tarafından sevilmesine sebep olur. Eğer gelinin doğurması gecikirse “ kasaba vereceğim” denir.
Kız anası,kızının ilk doğumunda torunu için bir bavul hazırlar. Bu bavulda; bebek giysileri, patik denilen örme çorap, biberon ve pudra bulunur.
Köy ve mahalle ebeliğinin ihdas edilmediği yıllarda, evin ihtiyar bir kadını yoksa komşulardan yaşlı bir kadın doğumu yaptırır.
Ninni ilçemizde büyük önem taşır. Çocuğu uyutmak amacıyla yapılan bir gelenektir. Bazıları şunlardır;
Kızım, kızım kızıma
Al duvaklar yüzüne
Kırılmadık kırk çebiş
Kebap olsun kızıma
Ninni yavrum, ninni
Beşik mavi boyalı
Kundan sarı oyalı
Evimize gün doğdu
Canım oğlum doğalı
Ninni yavrum ninni
Kızım, kızım kızıma
Al duvaklar yüzüne
Ellenmedik elli altın
Kalın olsun kızıma
Ninni yavrum, ninni
Yöremizde doğum yapan bir kadının psikolojik olarak gözünde canlandırdığı hayalı varlıktır. Ancak son yıllarda al karısı gibi inançlara pek rağbet edilmemektedir.
Aldan korunmak için;
1. Soğana iğne saplanıp kadının baş ucuna konur
2. Yatağın etrafı iple sarılır
3. Annenin başına Kuran konur.
4. Al karısı kırmızıyı sevmediğinden anneye kırmızı yazma bağlanır
5. Al karısı erkekten korktuğu için kadının yanında bir erkek bulundurulur.
Al basmasının belirtileri: Ateş yükselir, çocuk morarır, nefes alamaz, halsizleşir.
Doğumdan sonraki 40 gün içinde annenin ve çocuğun geçirdiği hastalıklara kırk basması denir.
Loğusayı ve çocuk görmek için komşular, akrabalar gelir. Buna “ bebek hayırlısı, göz aydını, hayırlı olsun” da denir. Doğumdan sonra ilk on günde ziyaret “ göz aydın “ diye adlandırılır. Bu gitmede fazla oturulmaz. Hediye olarak süt ve tatlı gider. Çocuk görme doğduğu günden itibaren yaşayana kadar devam eder. Çocuğa takılar, çeşitli kıyafetler, kolonya getirilir. Dualarda, iyi dileklerde bulunulur.
Halk arasında nazar, göz değmesi, kem göz gibi kelimelerle ifade edilir. Bakışlarında tesir olan kimselerin baktığı şeylerde, bu belirmekte, çocuğun güçsüzleşip zayıfladığı görülmektedir. Çocuk, bakmaya gelenler gittikten sonra rahatsızlanıyor, ağlıyor, uyumuyorsa nazar değdiğine inanılır. “ Tebbet Suresi” okunur. Kimin nazarı değdiği anlaşılmışsa elbisesinden bir parça alınır ve banyo yapacağı suyun ısıtılmasında yakılır, kurşun dökülür. Odanın bir duvarına Kuran-ı Kerim asılır. Omuzuna Maşallah, göz boncuğu, muska asılır.
1. Çok ağlarsa huysuz ve uğursuz olur. Birinin öleceği söylenir bu olay gerçekleşirse “ başını yedi “ denir.
2. Dişleri seyrek olursa zengin olacak denir.
3. Mübarek günlerde, gecelerde doğmuşsa uğurlu sayılır
4. Çok hareketli çocuklar yaramaz olur
5. Gözlerinin beyazı fazlaysa kısmetli olur
6. Avuç içi çizgilerinin arası açık olarsa şanslı olur.
7. Alnında üç tane yiv bulunursa sakar olur.
8. Saçları dik olursa aksi olur
İslamiyet’te erkekliğe atılan ilk adım olarak tanımlanan sünnetle ilgili olarak ilçemizde bazı gelenekler mevcuttur.
Bir çocuğun sünnet edilmesindeki masrafları karşılayan yakın aile dostuna kirve denir. Kirvelikle başlayan bazı dostluklar vardır ki,yıllar boyu devam eder.
Kirve olan kişiler artık tam bir akraba sayılır. Çünkü çocuğun kanı kirveye bulaşmış ve akrabalık bağı kurulmuştur. Bu nedenle kirve çocukları evlenemez. Ayrıca kadından kirve olmaz. Merasimde yemek verilir. Sünnet olan çocuklar arabayla gezdirilir. İsteğe göre mevlit okutulur.
Çok eskiden beri, insanların hastalıklardan korunmaları amacıyla bitkilerden elde ettikleri ilaçlarla tedavi oldukları bilinen bir gerçektir.
İnsanlar sadece kendi dertlerinin değil, hayvanların dertlerini de tedavi yöntemleri bulmuşlardır. Bu çarelerin çoğunluğunda başarılı olmuşlar ve genellikle otları kullanmışlardır. Bu hastalıklardan bazıları şunlardır:
Halkın inançlarına göre bu hastalığın sebebi, ani korkmalar, şiddetli üşütmelerdir. Bu kişinin gözlerinin beyaz kısmı kısmen sararır. Burun kaşa yakın yerinden kesilir ve gözlere kan akıtılır. Hastaya kayısı kompostosu yedirilir. Haşlanmış patatesin de geçireceğine inanılır.
Halk arasında it dirseği olarak adlandırılan bu hastalık genellikle göz kapaklarının mikrop kapmasıyla oluşan iltihaplanmadır. İltihaplanan kısma demir basılarak geçtiği inancı vardır. Diğer inanışlar şöyledir.;
Gözünde it dirseği çıkan bir kimse, nişanlı olan bir kızın eteğinin ucuna, kız farkında olmadan gözündeki yarayı silebilirse o yara iyileşir. İkinci inanışa göre: hasta kişi tuvalette tek başına oynamalıdır.
Ayak ve parmaklarda oluşan iltihaplı bir yaradır. Yaranın iyileşmesi için şu yöntemler uygulanır:
a) Hasta kimse, yara parmağını kaynar kahveye batırır
b) Pişmiş soğanın içerisinden bir kat alınıp yara parmağa sarılır.
c) Lokum bağlanır
d) Hayvanlardaki ödün içinde bulunan zehirli sıvı boşaltılıp öd kesesi yara olan parmağa geçirilir. Üzerinden bezle sarılır.
Vücudun dış yüzeyinde, deri ile tein arasında çıkan iltihaplı bir yaradır. Vücudun her yerinde görülebilen bir hastalıktır. Çıbanın çıkacağı yer ilk önce kızarır. Sonra kaşınmaya başlar, şişer. Genellikle tüm çıbanlar ceviz büyüklüğünden fazla büyümez. Ağrısı dayanılmayacak kadar fazlalaşır. Başvurulan çareler şunlardır:
a) Ağaç kaşığı ateşte ısıtılır ve yaranın üstüne bastırılır.
b) Yara olan kısma lokum bağlanır.
c) Soğan ateşte pişirilir ve yaraya bağlanır
d) Süt ile nişasta pişirilip yaraya bağlanır
e) Yağlı hamur yapılıp yara üzerine bağlanır
f) Çile helva denilen yağ, pekmez, nişasta karışımı, yara üstüne basılır.
Bu hastalık insanların herhangi bir şeyden tiksinmelerinden oluşur. Hastanın vücudunun tüm bölgelerinde iri kırmızı kabarcıklar meydana gelir. Kaşıntı insanı rahatsız eder. Tedavisi için bal ile kükürt karışımı yenir. Başka bir tedavi türü de odun külünü soğuk suyla karıştırıp banyo yapmaktır.
Cenab-ı Hakkın insan tenine emanet ettiği ruhun, yine Allah’a dönmesi ile tanımlanan ölüm için Darende’mizde bazı adetler vardır.
Bunlardan bazıları şunlardır;
a) Ölen bir kimsenin eğer uzakta çok yakını var ise, o gelene kadar cenaze def olunmaz.
b) Ölü evine 3 gün boyunca komşular tarafından yemek verilir.
c) Ölü evine yakın bir yerde, düğün varsa davul çalınmaz, oyun oynanmaz. İleri ki bir tarihte rastlayan bir düğün varsa, nezaketen ölü evinden izin istenerek “ ölüm de Allah’ın emri, düğün de eğer izninin olursa düğünümüzü yapacağız “ denir.
d) Ölen kimsenin, ölümünden sonraki bayram, ölü sahibi için, ölü bayramıdır. Bayram namazından çıkanlar, ziyaret ederek onların üzüntülerini paylaşır.
Yeni doğan çocuğa ölen yakınının adı konmaz. Adı benzeyince yaşının da benzeyeceğine ve öleceğine inanılır.
Darende, coğrafi konum itibariyle, kışın en uzun ve en sert geçtiği yörelerden biridir. Eskiden Darende halkının aileleriyle birlikte, sufa denilen yerdeki toplanma adetidir.
Kürsü, sufanın ortasında bulunan küçük bir tandırın içerisine ateş parçalarının doldurulması ve üzerine büyükçe bir yorgan konulması ile ev halkının bu yorganın altına ayaklarını üşümekten korumaları adetidir.
Kürsüde oturmak yalnızca soğuktan korunmak değildir. Evin en yaşlısının anlattıklarını dinlemek, şiirler okumak, masallar – maniler söylemek de vardır. Bunların bir kaçı şöyledir:
Dışarda yağarken diz boyu kar
Tiryakiler kaçak tütünden sarar
Çaydan sonra ceviz ile bastık var
Çıkın damı kürün siz yavaş yavaş
Yağdı karın babası
Yandı yarin sobası
Şimdi beni düşünür
Onun cahil kafası
İlçemizde Ramazan geleneklerine, eskiden olduğu gibi devam edilmektedir. Hele bu ayda kimsenin kalbinin kırılmamasına dikkat edilir. Akşamları her iftarda bir evde toplanılır. Topluca teravihe gidilir.
Darende dışındaki hemşehrilerimiz fitre ve zekatlarını Darende’ye gönderir. Bu mukaddes ayda herkes elinden geldiği kadara düşkünleri kollamaya çalışır.
Çocukları oruç tutmaya teşvik etmek amacıyla onlara ihtarlık almaları için harçlık verilir. Çocukları ise iftarlık olarak genellikle şeker sucuğu alırlar.
Sahura kalkmak için genellikle davulun çalındığı ilçemizde iftar için de top atılmaktadır.
Yöremizde bir ev yapılırken temeline (himine) kurban kesilir. İşte bu geleneğe ilçemizde “ him kurbanı “ denilir.
Kurban genellikle küçük baş hayvandan olur. Hayvanın eti öncelikle evin yapımında çalışanlara ve fakir komşulara dağıtılır. Bundan amaç yeni yapılan ev için iyi dilek ve temenniler kazanmaktır.
Bu gelenek ise, bir evin kapatılma durumuna gelmesi ile birlikte çağırılan konu komşuya dağıtılan un helvasıdır. (Eskiden tüm komşular toplanır ve evin üzerine çamur atmada yardımcı olurlardı)
1. Şapşak : Bakırdan mamul olan bu mutfak eşyası büyük kazanlardan su taksimatı, bulgur kaynatırken karıştırma ve bölme işlerinde kullanılır.
2. Kazanlar: Kazanlar genellikle çok ebatlıdır. En küçüğü olan kuşkanadan en büyük olan ve bulgur kaynatılana kadar mevcuttur. Büyük kazanlarda genelde düğünlerde Darende Kebabı pişirmede, su kaynatmada, pekmez ve pelverde yapmada kullanılır.
3. Sahanlar: Sahanların yerini bugün porselen ve diğer maddelerden yapılan tabaklar almıştı. Bugün hala bazı eski evlerde kenarı süslü sahanlara rastlanır
Ayrıca ilçemizde, sini, tas, kevgir (köygür), tahta kaşıt, süzek, tunçtan yapılan ve sarımsak gibi şeylerin ezildiği havan ve havaneline rastlanır.
Günümüzde bakırcılığın unutulması ve mutfak eşyalarının diğer maddelerden imal edilmesi Darende’de kalaycılığı bitirmiştir.
İlçemizde sonbaharın gelmesiyle birlikte ağaçların yapraklarını dökmesi, bunların “ yılgın”, “ çalgı” denilen süpürgelerle toplanmasından oluşan yakacak çeşididir. Toplandıktan sonra kurutulur ve gazelllik denilen yere konulur. Kışın ıspanaklı ekmek yapmakta ve kavurga kavurga kullanılır.
Ahırlarda biriken inek mayasının dışarı çıkarılması ve burada su ile karıştırılmasıyla elde edilen yakacak çeşididir. Ya kalıplara dökülür, ya da bahçe duvarlarına (mastafalara) yapıştırılarak kurutulur ve odunluğa konur.
Dağlarda bulunan köklü etlerdir. Genellikle köylüler tarafından sökülerek yakacak olarak kullanılır.
Bahar aylarında kavakların, kayısıların ve üzümlerin budanması ile elde edilen yakacaktır. Bunlar bir araya getirilir, kendirle sıkıca bağlanarak hayvanlar vasıtasıyla eve getirilir. Çırpı yüküne yöremizde “ şelek” denir.
Köylerimizde ağılların tabanlarında biriken hayvan dışkılarının kat kat olması ve bu katmanların bel ya da diğer aletlerle sökülmesi ile elde edilen yakacaktır.
Son yıllarda vasıtaların çoğalması sonucu ülkemizin en ücra köşelerinden yakacak odun ve kömürün gelmesi sonucu bahsi geçen yakacaklara pek rağbet edilmemektedir.
İlçemizin hemen hemen her dağında yetişen ve kesiminden süt (kenger) elde edilen dikensi bir bitkidir.
Bazı köylerimizin gelir kaynağını oluşturan kenger, keskin bir bıçakla kesilir ve kanamaya başlayan kısmına küçük taş konularak sütün (kengerin) akması sağlanır. Daha sonra pıhtılaşan kenger toplanır ve eve götürülür. Bir dizi işlemden sonra sakız haline getirilerek pazarlanmaya hazırlanır.
Ekonomik değeri oldukça fazla olan kengerin 1994 fiyatları kg. Olarak 600,000 TL.dir. ilçemizin Çukurkaya ve Yazıköy köylerinin geçim kaynaklarından birisi kengerdir.
Yaz günlerine gelen kenger üretimi Darende’mizde okulların tatile girmesiyle başlar. Bazı aileler çocuklarını ticareti öğrenmeleri için
Kenger sakızı bakınız :http://arifocakci.sitemynet.com/kenger/kengersakizi.html
Henüz porselen ve kromun kullanılmadığı yıllarda, mutfak eşyalarının bakırdan olması, bunların kalaylanmasını gerektirdiğinden kalaycılık, Darende’de yaygındır. İlçemiz Arasta sokağında halen birkaç kalaycıya rastlansa da, diğer maddelerden yapılan mutfak eşyaları ilçemizde bir zamanlar en geçerli meslek olan kalaycılığın yok olmasına sebep olmuştur.
Ayrıca emaye sobaların henüz olmadığı yıllarda, saç soba imalatı Darende’mize gerçekten ekonomik yönden büyük katkı sağlamaktaydı. O devirlerde Arasta sokağında imal edilen sobalardan her gün bir kamyonu, Adana, Elbistan, Mersin gibi şehirlerde pazarlanmaktaydı.
İmalatın olmadığı yıllarda elde dikilen yemeni giyilirdi. Köşgerler (Saraçlar) bugün Arasta sokağı denilen yerde 20 dükkanda bu işle iştigal ederlerdi. Dikilen ayakkabıların altları ya kösele ya da lastikten olurdu. Yüzü ise sahdiyen denilen deriden yapılırdı. O zamanlar geçerli bir meslekti. Bugün Darende’de ancak birkaç ayakkabı tamircisine rastlanır.
Eskiden Darende’de her evde culfalık denilen bugünkü manada dokuma tezgahı bulunurmuş. Daha önce pamuk ipliğinden yumaklara “ direzin” denilirdi. Culfalıkta dokunan bezlerden, çeşitli ihtiyaçlar karşılanırdı. Aynı zamanda culfalık geçerli bir meslekti. Bugün ilçemizin Yenice kasabası ve Şuğul köylerinde culfalarda yolluk dokunmaktadır. Eski elbise ve kumaşların “ cir “ denilen ve
İlçemizde, nacak, balta, nal ve orak gibi aletlerin yapılması çok eskiye dayanmaktadır. Sıcak demircilik dediğimiz meslekte küçükten yetişmek çok önem taşır. Bu işe ilk olarak körük çekmek ve kap silmekle başlanır. Yapılan mamule iyi su vermek ustanın maharetinin bir göstergesidir. Günümüzde de rastlanmaktadır.
Bugün Türkiye sathına yayılmış Darendelilerden sırf yorgancılıkla çok zengin olanlara rastlanır. Genellikle Günpınar köyünden olan ve Adana – Mersin ve diğer büyük şehirlerimizde yorgancılık yapan hemşehrilerimiz bulunmaktadır.
Bugün hala hallaçlık yapanlara rastlanır. Elinde aletiyle köylerde pamuk atan ve geçimini bu yolla kazananlar vardır.
Genellikle hayvancılığın yapıldığı köylerimizde yaygın olan halıcılık kış aylarının değerlendirilmesi amacıyla büyük önem taşır. Halıcılık yapan köylerde hemen hemen her evde tezgah vardır. Halılar genel olarak 180 * 300 ve seccade arası ebatlarda dokunur. Halı iplerinin boyalanmasında tabi boyalar kullanılır. Yeşil için ceviz yaprağının kullanımı gibi...
Son yıllarda ilçe dışına pazarlanan halılar, dokuyan aileler için bir gelir kaynağını oluşturur.
İki grup arasında oynanan bu oyun, düz bir arazi üzerinde olur. İki küçük taşın konulması ve 3 kısa bir de uzun olarak hazırlanan değneklerle oynanan oyundur. Kale denilen iki taşın üzerine kısa olan değnek (çelik( konulur. Uzun değnekle havalandırılan çeliğe yine aynı değnekle vurulması ve uzağa atılmasıyla başlar. Çelik 3 adet çalınır. Eğer sadece kaldırılır da uzağa atılmazsa “ ildi” denir. bu durum iki kez tekrarlanırsa o şahıs oyundan çıkar, diğer taraf oyuna girer. Bu böyle sürer gider. Eğer uzun süre oyunda kalınırsa, karşıyı kızdırmak için;
“ Çelik gider ele karşı
Yedikleri turam taşı “ denir.
Bahar aylarında çocuklar eski bir elbiseyi çıtaya takarak gezerler ve evlerden bulgur, yağ ve salça gibi malzemeler toplayarak yemek pişirirler. Bu olaya ilçemizde “ modu gezdirme “ denir. çocuklar grup halinde evin kapısına geldiklerinde şu dörtlüğü okuyarak ev sahibinden istekte bulunurlar.
Modu modu neden olur
Bir kaşık yağdan olur
Modu, modu neden olur
Bir sabah bulgurdan olur.
Modu modu sarkıttık
Hacıahmedi korkuttuk
Verenin bir oğlu olsun
Vermiyenin 5 kızı olsun
Ev sahibi isteklerini verdikten sonra grubun üzerine bir tas su saçar.
Bu oyunlardan başka mozu, aşık oyunu, bilye,beştaş,dokuzdaş, dört dömbelek ve birdirbir gibi oyunlar oynanır.
1. Bir berber bir berbere gel beraber berberistan da bir berber dükkanı açalım demiş
2. Bayırdan bir küp yuvarlandı. Parmağım deliğine, deliği parmağıma
3. Eller marhamalandı da biz marhamalanamadık
4. Kara ceviz kocadıkça ışkın budadıkça
5. Çocukların elim elim epelek oynarken söyledikleri tekerleme
Elim elim epelek
Elim kolum topalak
Topalağın yarısı
Bitbitenin karısı
İğne iplik getir
Çek bunu buradan
Gugguluyuuu....
6. Çocuklar ellerini yumruk yapıp üst üste koyarlar. Ebe başlar;
- Hu hu ! Komşu oğlun geldi mi ?
- Geldi
- Ne getirdi ?
- İnci boncuk
- Nerde
- Alt dolapta
- Ne olmuş ?
- Kedi Kaçırdı
- Kedi ne olmuş
- Ağaca çıktı
- Ağaca ne oldu ?
- Balta kesti
- Balta ne oldu ?
- Suya düştü
- Su ne oldu ?
- İnek içti
- İne ne oldu ?
- Dağa kaçtı
- Dağ ne oldu ?
- Yandı, bitti kül oldu.
7. Oyunlarda ebe seçiminde şu tekerlemeler söylenir.
Ooo! Piti piti
Karameli sepeti
Sepette ne var
32 kız var
kızların yarısı
doktor beyin karısı
İğne miğne ucu düğme
Filfirince kuş dilince
Horoz öttü, tavuk tepti
Bülbül kıza selam etti
Selamına dua etti
Alcık bolcuk, sana dedim sen çık
Portakalı soydum
Başucuma koydum
Ben bir yalan uydurdum
Duma duma dum
Kırmızı mum
Dolapta pekmez
Yala yala bitmez
Ayşecik cik cik cik
Fatmacık cık cık cık
Sen bu oyundan çık
İlçede genel olarak ( son yılarda değişik isimler konulmasına rağmen) Ahmet, Mehmet, Ömer, Ali, Bekir gibi adlar fazla kullanılır. Kız adlarından ise Ayşe, Fatma, Hatice, Hayriye gibi adlar çoğunluktadır.
Her yerde olduğu gibi ilçemizde de, doğan çocuğa üç gün içerisinde ad konulur. Ad koyma, evin büyüğü tarafından, bebeğin kulağına ezan okunması ve konulan ismin üç defa kulağına söylenmesi ile tamamlanır.
Erkek isimleri ve söylenişleri
Ahmet - Ehmet
İbrahim – İbo, İbiş, İbrehim
Hulusi – Hulusiy, Hülosü
Reşit - İreşit
Mehmet - Memili, Memiş, Memo
Bayan isimleri ve söylenişleri,
Ayşe – Eşo, Anşe, Eşe, Aşey
Döndü - Döne, Dönüş, Döney
Hatice - Hatça, Hatçe, Haççalı
Habibe - Happe, Haba
Ayrıca ilçemizde bileşik isimlerde kullanılmaktadır.
Halil İbrahim – Halbehim
Hasan Hüseyin – Hasanüsün
Hacı Ebubekir – Hacopbekir
Mehmet Ali – Mamedali
Ayşe Fatma – Eşatma
Hüseyin Ali – Üsüünali
Hacı Ali – Haceli
... gibi
1. Bir inanışa göre toplum içinde iki kişi bir sözü aynı anda söylerse biri birilerinin saçlarını yavaşça çekerler. Önce kim diğerinin saçını çekerse, onun nişanlısının daha güzel olacağına inanılır.
2. Bir kimse sacda pişen ekmeğin yanan bir kısmini yerse o kişinin nişanlısının kara gözlü olacağına inanılır.
3. Halk inanışına göre kapının eşiğinden atlanmazmış. Eşikten atlandığı taktirde bir takım olumsuzluklara vesile olacağına inanılır. Bu inanışlardan biri de kısmetin, bereketin kesileceğidir.
4. Eşikte oturulmaz. Eşikte oturan bir kimsenin derhal oradan kalkması gerektiğine ve aksi taktirde cin çarpacağına inanılır.
5. Düğün günü gelin eve geldiğinde kaynana ile ellerine ekmek alıp oynarlar. Daha sonra bu ekmekler düğün davetlilerine parça parça dağıtılır. Bu ekmeği yiyen kimsenin başının ağrımayacağına, ayrıca bu ekmekten yiyen kızların bahtlarının açılacağına inanılır.
6. Yeni doğan bebeklerin boynuna ip ve ince boncuk takılır. Böylece bebeğin sarılık ve diğer hastalıklardan korunacağına inanılır.
7. İnsanların yemek yerken ellerini yere dayamaları hoş karşılanmaz. Günah olduğuna, sofranın bereketinin kaçacağına inanılır.
8. Kişiler herhangi bir iş yaparken işlerini yarım bırakıp giderlerse o kişilerin başlarının ağrıyacağına inanılır.
9. Herhangi bir bayanın erkek tarağıyla saçını taraması sonucu saçlarının döküleceğine inanılır.
10. Erkek eli değen saçın döküleceğine inanılır. (Bayanlar için)
11. Çocuk doğduğu gün sarılık hastalığına yakalanmasın diye boynuna sarı ip takılır.
12. Salı günü çamaşır yıkamanın uğursuzluğuna inanılır.
13. Cumartesi günü erişte kesilmez. Bereketinin azalacağına inanılır.
14. İki bayram arası (Ramazan ve Kurban) gelin getirilmez. Uğursuzluk geleceğine inanılır.
15. İki bayram arası yorgan kılıfı yıkamanın uğursuzluğuna inanılır.
16. Cuma günleri sala verildikten sonra ev süpürülmez. Çünkü o gün meleklerin gökten yere indiğine, süpürülünce de evden dışarı çıkacağına inanılır.
17. Gece tırnak kesilmesi hoş karşılanmaz.
18. Gece sakız çiğnenmez. Ölü eti çiğnendiğine inanılır.
Gelinlik etme olayı kızın gelin gittiği günden itibaren damadın ailesinde bulunan kaynana, kayınbaba ve kayınlarla işaret yoluyla konuşmasıdır. Gelinlik eden kişi ailede sadece görümceler ve varsa eltilerle fısıltı şeklinde konuşur.
Gelin giden kızın damadın aile büyükleriyle konuşmama sebebi ailenin huzurunun, düzeninin bozulmaması içindir. Aile fertleri arasında yani gelin kaynana, gelin kayınbaba, gelin kayın arasında doğabilecek bazı anlaşmazlıklar esnasında gelinin büyüklerine karşı olumsuz, kaba bir karşılık verme ihtimalinin bulunmasından dolayıdır.
İşte bu yüzden ailenin büyükleri kendilerine gelinlik etme denilen geleneğin uygulanmasını isterler. Fakat bazı kaynana ve kayınbabalar gelinlik yapma olayını çok kısa bir süre içerisinde sona erdirmek isterler. Bu kez de gelin gelinlik etmeyi bırakmak için büyüklerinin kendisine altın, elbiselik, ayakkabı gibi hediyeler vermesini bekler. Eğer hediye verilmezse gelinlik etmeye devam eder. Hediyesini aldığı andan itibaren de gelinlik etmekten vazgeçer ve büyükleriyle konuşmaya başlar.
İnsanlar nazardan çok korkarlar. Nazardan kurtulmak için de kurşun dökerler. Bu işlemi ehil kişiler yapar.
Kurşun dökecek kişi birkaç dua okur. Bu duaları kendisinden başka hiç kimse bilmez. Okurken de hiç kimsenin duyamayacağı bir şekilde okur. Daha sonra hastayı yere oturtur. Eritilmiş kurşun, buğday, darı karışımını nazar değen kişinin kafasının üzerinde tuttuğu bir kabın içindeki suya aktarır. Bu olayla birlikte işlem tamamlanır.
Yoğurt mayalamak için birkaç kaşık yoğurda ihtiyaç vardır. Eğer kendi evlerinde yoğurt yoksa, yakın komşularından damızlık isterler. İsteyen kişi küçük bir kaba bir miktar tuz koyup komşusuna verir. Komşusu tuzu boşaltır ve içine yoğurt koyup komşusuna verir. Eğer yoğurt isterken karşılığında tuz verilmezse, yoğurt veren kimsenin ineğinin sütünün azalacağına inanılır.
Eğer bu olay gerçekleşirse, yani süz azalırsa o kişiye bir daha damızlık verilmez.
Ülkemizde her yörede ayrı ayrı karakteristik gösteren dilimiz Darende’mizde de kendine has şivesiyle konuşulur. Bileşik isimlerde harf yutmasına rastlanır. Mesela, eteği kelimesi ete olarak söylenir. Malatya’da gelisin, Gürün’de geliyrsinr olarak kullanılan geliyorsun kelimesi Darende’de geliysin olarak konuşulur.
Zengice (Hazeynice) : Yıllarca gurbette ticaret yapan ilçemiz halkı gittiği her yöreden aldığı kelimelerden oluşturduğu bir dil vücuda getirmiştir. Ancak Darendeli tarafından anlaşılan bu dile ilçemizde hazeynice denilmektedir.
Yalnız Darende’ye has olan bu dil yabancılar tarafından pek anlaşılamamaktadır. Bunlara birkaç örnek verelim.Diğer taraftan da halk arasında kullanılan kelimelere de bakalım.
| Ame | |
| Annaç | |
| Arıstak | ahşap tavan |
| Arif olmak | farkına varmak,bilmek |
| Aşgana | tandırlık |
| Azık | yolculukta veya tarlada yanına alınan yiyecek |
| Bad | akıl |
| Baldırcan | patlıcan |
| Banadura | domates |
| Bastık | pestil |
| Beleş,caba | karşılıksız,bedava |
| Benge | silah |
| Besbeter | çok kötü |
| Beyit | ev |
| Bıldır | geçen yıl |
| Bilik | yağda pişirilen hamurlu börek |
| Borancık | çocuk |
| Böğür | göğüs |
| Bucenik | bu kadar |
| Buğassak | ineğin cinsel kızgınlığa gelmesi |
| Büğelek | kan emici büyük sinek |
| Bürük | tülbent |
| Ca,cağ | örgü şişi |
| Caaş | eşek |
| Camız | manda |
| Cazcuz | ağaçtan yapılmış tahtaravalli |
| Cıncık | çok temiz,cıncık gibi |
| Cıngar | kavga |
| Cırcır | fermuar |
| Cırtlamak | kitlemek (kapı) |
| Cibelmek | şımarmak |
| Cinik | genç kız |
| Cip | pekiştirme sıfatı (cip kırmızı,cip koyu gibi) |
| Cof,cov | göz |
| Cort | kötü,iyi değil |
| Culuk | hindi |
| Cücük | civciv |
| Çaa | çocuk |
| Çabut | bez parçası |
| Çah | ev banyosu |
| Çebiş | bir yaşında dişi keçi |
| Çej,çec | arı peteği artığı,balmumu |
| Çenet | ceviz içi |
| Çerçi | seyyar satıcı |
| Çıkın | küçük para kesesi,muhafaza bezi |
| Çırpı | ağaç dalcıkları |
| Çimmek | yıkanmak |
| Çir | kayısı kurusu |
| Çirtik | küçük üzüm salkımı |
| Çitil | ağaç fidesi |
| Çomça | kepçe |
| Çortan | ağaçtan yapılmış oyuk su gideri |
| Çunma | imrenme |
| Dahre | ağaç veya ot,et kesme için kullanılan alet |
| Dandik | işe yaramaz |
| Daraba | kepenk |
| Değirmi | yuvarlak |
| Deleme | topaç |
| Devrisi gün | ertesi gün |
| Dinelmek | ayakta durmak |
| Diynek | ince sopa,değnek |
| Dohan | sigara |
| Dölek | düz yer |
| Döşek | yatak |
| Dulda | serin,gölgeli yer |
| Düğelek | olmamış kavun,kelek |
| Düğürcek | ince bulgur |
| Dümbük | adi, kötü |
| Ebe | nine |
| Ehven | basit,adi |
| Eliy,eliğ | yün sarma aleti,yün eğirme |
| Ellahım | şöyle böyle,herhalde |
| Ellik | eldiven |
| Emegeçmek | yararlı olmak,işe yaramak |
| Enik | köpek veya kedi yavrusu |
| Esbap | elbise,çamaşır |
| Essah | doğru, gerçek |
| Estirmek | vermek |
| Evlek | tarlada bölümlerden oluşan yer |
| Eyvan | balkon |
| Fer | güç,kuvvet |
| Fışkı | hayvan gübresi |
| Fistan | kadın elbisesi-entari |
| Gada | dert,keder |
| Gah | elma,armut kurusu |
| Gakırdak | koyun kuyruğundan kavrularak yapılan yiyecek |
| Gamga | odun kırığı |
| Garammuh | böğürtlen |
| Garim | su birikintisi olan yer |
| Gazel | kuru ağaç yaprağı |
| Gelberi | ateş almaya yarayan kürek (soba,fırınlarda) |
| Gendime | kapuğu çıkartılmış buğday, yarma, döğme |
| Gıdım gıdım | yavaş yavaş,azar azar |
| Gırnap | ince bükülmüş ip |
| Giş olmak | kaçmak,kaybolmak |
| Göbelek | mantar |
| Gön | deriden yapılmış |
| Göy,göv | yeşil,yeşilimsi |
| Göynek | fanila |
| Gufil | manyak,akılsız,serseri |
| Gunnamak | eti yenmeyen hayvanların doğurması |
| Guşkana | saplı tencere |
| Gürk | civciv çıkartmak için yumurta üzerine yatan tavuk |
| Güveği | damat |
| Güvermek | yeşermek |
| Hacat | alet,malzeme |
| Hakirge | kanal, ark üzerine yapılan geçit |
| Hapek | çatıya açılan yatay kapı |
| Harar | Kıldan örülmüş büyük çuval |
| Harık | su yolu,ark |
| Haset | kıskanç,hain |
| Havut (hood) | dutun ezilerek un haline getirilmesi yiyecek |
| Hayat | avlu |
| Hazeyn | kişi,adam |
| Hedik | haşlanmış buğday |
| Hezan | kalın ve yüksek ağaç |
| Hıla | yufka ekmeği muhafaza etmek için kullanılan özel bez |
| Hıta | acur |
| Hızar | büyük testere |
| Him | evin temeli,komşu evle ortak kullanılan duvar |
| Hindik | az, |
| Horanta | ev ahalisi |
| Hurç | küçük heybe |
| Irgalamak | sallamak |
| Irza | zincirli kapı kiliti |
| İdare | camsız gaz lambası |
| İşlik | mintan-gömlek |
| İta bezi | yufka pişirirken un dağılmasın diye serilen bez |
| Kadem | bacak |
| Kavurga | kavrulmuş buğday,mısır |
| Kaygana: | kaysının tavada pişmişi |
| Kebir | yetkili,iyi,zengin kişi |
| Kelik | küçük çocuk ayakkabısı |
| Kemre | tabaka,kat,inek dışkısından yapılan yakacak |
| Kepmek | ölmek |
| Kevgir | süzgeç kepçe |
| Kıdık | oğlak |
| Kıska | soğan tohumu,arpacık soğan |
| Kolük | boynuzsuz keçi |
| Konsul | vitrin |
| Köşger | ayakkabı tamircisi |
| Kötek | dayak |
| Kuzlamak | doğurmak |
| Külbelemek | toğrağı yumuşatmak |
| Külek | buğday ölçeği |
| Külüstür | eski |
| Küncü | susam |
| Künde | hergün |
| Kürük | eşek yavrusu |
| Labeki | sahan |
| Loğ,lov | toprağı basmaya yarayan taş silindir |
| Look | kişi,adam |
| Mabal | vebal,günah |
| Makkat | sedir,düven |
| Malamat | rezil |
| Mastafa | taşla örülmüş bahçe duvarı |
| Maşara | bahçede ayrılmış bölüm |
| Melefe | yorgan yüzü |
| Mertek | evin tavanında kullanılan ağaç |
| Mıh | çivi |
| Mısmıl | iyi,düzgün |
| Mıymıntı | sünepe,tembel |
| milih-mileh | temiz,güzel,iyi |
| Mintan-işlik | gömlek |
| Mitil | çarşaf kablanmamış yorgan |
| mundar | kirli,ölmeden kesilen hayvan |
| Namazla | seccade |
| Nehas | ne sebeble |
| Okuntu | davetiye |
| Öllük | kundak toprağı |
| Örtme | çıkma çatı,teras |
| Ötaçe | karşı yaka,karşı taraf |
| Ötürük | ishal olmak |
| Papak | yünden örülmüş,başa takılan muhafazalık |
| Peh,beh | kaparo |
| Pelverde | meyva özü (erik,kayısı) |
| Pendir | peynir |
| Peşkir-marhama | havlu |
| Pıtırah | dikenli yapışkan ot |
| ceket | |
| güvenlik görevlisi,asker,polis,zabıta | |
| kamış veya ağaçtan örülmüş geniş sepet | |
| yumruk | |
| merdiven | |
| damın duvardan ayrıldığı yer | |
| balyoz | |
| tokat | |
| kulplu tas | |
| yatak yüzü | |
| bir yaşında dişi kuzu | |
1. Aç goma hırhız, çoh söyleme yüzsüz eden
2. Ağlayanın malı gülüne hayretmez
3. Büyük lokma ye de, büyük laf etme
4. Caminin mumunu yiyen kedinin gözü kör olurmuş
5. Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yere görünme
6. Deliye öğüt vermişler, onlara akıl vermiş
7. El yumruğunu görmeyen kendininkini demir sanar
8. Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya
9. Herkes akıllı olsaydı dağa kim çoban olacaktı ?
10. İt ite buyurur, it de kuyruğuna
11. Katran kaynamayla şeker olmaz
12. Mal dediğin koyun, hısım dediğin kayın
13. Ne doğran aşına, o gelir başığına
14. Övüncesiz it, kıçsız enik doğurur
15. Sırrını düşman bilmesin dersen, dostuna açma
16. Şaşkın avcı geyik durunca tavşana bakar
17. Şubatta yağan kar gücük devenin kuyruğuna çıkarmış
18. Tavşan dağa küsmüş de, dağın haberi olmamış
19. Tilki uzanamadığı üzüme goruh dermiş
20. Üzüm üzüme baka baka kararır
21. Yazın gölge hoş, kışın çuval boş
22. Yılan bile toprağı azar azar yalar
23. Zengin fakirin meyve ağacını sallar sallar yer
24. Zenginin malı züğürtün çenesini yorar
1. Allah kaza bela vermesin
2. Allah zekanı arttırsın
3. Allah ömrümden alıp ömrüne koysun
4. Allah alnına hayırlı yazılar yazsın
5. İşin rastgele
6. Yattığın yer cennet olsun
7. Elin ayağın dert görmeye
8. Çocuklarının gününü göresin
9. Yüzün ağ ola
10. Gadalarını alayım
11. Adi batasıca
12. Adın yerden gele
13. Çenesi çekilesice
14. Geberesice
15. Canı çıhasıca
16. Ağzın yumula
17. Ettiğini çekesin
18. Burnundan fitil fitil gele
19. Gün yüzü görmeyesin
20. Allah, sesini yeller ala
21. Duvar dibinde kalasın
22. Gençliğine doymayasın
23. Gada kurşuna gidesin
24. Burnun budana
25.Boyu devrilesice
Mehmet Paşa Mahallesinde Fatma isminde bir gelin yaşarmış. Bu gelinin kocası Kurtuluş Savaşında şehit olmuş. Beşikte küçük bir oğlu bulunan Fatma gelin dürüst, namuslu, iffetli bir kadınmış. Çocuğuna öllük [9] elemek amacıyla doğa gitmiş. Yanında beşiğin içerisinde çocuk ve hal buru varmış. Toprak elerken dağın ilerisinden eşkıyalar gözükmüş. ( Bildiğimiz gibi eşkıyalar dağlarda gezer, gördüğü kadına kıza tecavüz eder, bebekleri öldürür, erkeklere de işkence ederlerdi) Fatma gelin tedirgin olmuş ve en işten samimiyetiyle;
- Allah’ım beni ya taş et, ya da kuş demir. Rivayete göre Allah-u Teala kuş edersem vururlar düşüncesiyle taş etmiş.
Şu anda tepede bulunan taş heykeli 3,5 –
Hacılar’a giden yolda, kısık diye adlandırdığımız yerde bir kaya bulunmaktadır. Bunun hikayesi şöyledir.
Vaktiyle Hacılar’da yaşayan bir aile varmış. Anne, baba, bir kız ve bir de erkek çocuktan bir aile yaşarmış. Erkek çocuk 7, kız çocuk ise 6 yaşındaymış. Bir gün anne ölmüş ve baba bir üvey anne getirmiş. Bu kadın çocuklara çok katı davranır, sürekli dövermiş. Doğru düzgün yemek vermediği gibi döver ve dağa salarmış. Yine bir gün üvey anne çocukları dövmüş ve odun toplamak üzere dağa yollamış.
“ Bulmadan gelmeyin demiş”.
Çocuklar bütün gün aç ve susuz dağda odun aramışlar ama bulamamışlar. Şimdi eve gitseler bir ton dayak yiyecekler. Allah’a yalvarmışlar.
Allah’ım bizi taş et de üvey annenin dayağından kurtar, demişler. Allah da bu yavruların dileğini kabul etmiş ve onları taş etmiş.
Şimdi aşınmış olan bu kaya Hacılar yoluna göre ırmağın öte tarafında olup; birbirine bitişik iki kayadan ibarettir. Fatmacık kayasından biraz daha küçüktür.
1. Darende Tarih, Hazırlayan Sıtkı Yazıcıoğlu
2. Tarihi, Kültürü, Tabiat Güzellikleri İle Darende; Hazırlayanlar, Bekir Sözen, İsmet Uğur, M.Ali Cengiz, Durmuş Doğan
3. Fatime UĞRAŞ, 1933 Darende doğumlu
4. Naciye ATEŞ, 1912 Darende doğumlu
5. Bekir YILDIRIM, 1926, Darende doğumlu
6. Ahmet KARDAY, 1915 Darende doğumlu
7. Zahide ÇELİK ,1915 Darende doğumlu
AYRICA BENİM EKLEDİKLERİM
[1] Hamurdan yapılan ve makinesi sayesinde makarna biçimindeki kurutulmuş ve kızartılmış hamurdur.
[2] Kare şeklinde ve nohut büyüklüğünde kesilmiş hamur
[3] Fırında yapılan iki yufka arasına konulmuş kıymadan oluşan yiyecek
[4] Hamurun daire şekline getirilerek fırında pişirilmişidir.
[5] Küçük daire şeklindeki açılmış hamurun yağda kızartılmışıdır.
[6] Toprağı kazmaya yarayan kazma dışındaki bir alet
[7] Evin kazılan temeline him denir.
[8] Evin tavanın kapatılmasına pişirik denir.(İnşaat halindeki evin)
[9] Bebeklerin altına ıslaklığı önlemek ve sıcak tutmak amacıyla ısıtılıp konulan kırmızı toprak
DARENDELİLERİN ŞİİR VE TÜRKÜLERİ
| Hasan Turan | ||
| 1 | Ana Beni Eversene | |
| 2 | Anam | |
| 3 | Aylar Saydım Yıllar Saydım | |
| 4 | Bekledim | |
| 5 | Bir Gecelik Rüya | |
| 6 | Bir Hayal Üstüne | |
| 7 | Bitmedi | |
| 8 | Bizim Köyde | |
| 9 | Böyle Bir Güzel | |
| 10 | Bu Çekilir Hal Değil | |
| 11 | Çukurova’da Bahar | |
| 12 | Deliyim Dostlar | |
| 13 | Desem Mi | |
| 14 | Dön Gel Yârim Almanya’dan | |
| 15 | Evimizde Çiçektin | |
| 16 | Geceler Neye Yarar | |
| 17 | Gel Diyorum Gelmiyor | |
| 18 | Gel Gayri | |
| 19 | Gelin Türküsü | |
| 20 | Gençlik Türküsü | |
| 21 | Giden Yılın Ardından | |
| 22 | Gitmeli | |
| 23 | Gitti | |
| 24 | Gör Beni | |
| 25 | Gör Güzelim | |
| 26 | Güzel | |
| 27 | Güzelleri Severim | |
| 28 | Halk Şairi | |
| 29 | Hasret | |
| 30 | Hepimizin Gideceği Yer Budur | |
| 31 | İkinci Türkü | |
| 32 | Kalem Sustu | |
| 33 | Koçaklama | |
| 34 | Ne Dedi | |
| 35 | Ne Deyim | |
| 36 | Nerdedir | |
| 37 | Niye | |
| 38 | Olaydım | |
| 39 | Oy (Gizli Sır) | |
| 40 | Öğretmenin Öğüdü | |
| 41 | Ömür Masalı | |
| 42 | Özledim | |
| 43 | Sevinsin | |
| 44 | Sıla Özlemi | |
| 45 | Sızı | |
| 46 | Süründüm | |
| 47 | Şen Ola Düğün Şen Ola | |
| 48 | Tut Elimden | |
| 49 | Türkü | |
| 50 | Unutursun | |
| 51 | Vermediler | |
| 52 | Yâr Diye | |
| 53 | Yıllar Hey | |
| 54 |
55-Züğürt Hülyası bu şiirlerin içeriğini http://www.siirdefteri.com/index.php?sayfa=sair&sair_id=96&sair=Hasan%20Turan linkinden görebilirsiniz. | |
|
| ||
HAZEYİNCE MİLİH NAMELER(1)
asılı torbada
ayran süzmesi(2)
peynir ekmekle
yufka dürmesi(3)
gökyar lahanası(4)
ille sarması(5)
gel de darendeye
görelim seni
süllümden çıkıpta(6)
çortana bir bah(7)
gah gelin gızım(8)









